18 Kasım 2009 Çarşamba

Ayrılık


Birinci:
Bu yürüdüğüm yollardaydın. Cola, cips ve çekicilik yiyordun. Bende kırmızı kit, şansız luke gibi dolaşıyordum Kays-Askerlerinin diyarında. Yeşilliklerin üzerinde ve ne vakit gidersem gideyim hatırlayacağım apartmanların arasında. Elektrik şirketinin trafosunun hemen yanında. O zaman anlamalıydım aslında. Hemen orada yazıyordu, orada haberini vermişti ilk kader.

- " Dikkat ölümcül tehlike !" diye sesleniyordu St. Pauli'den rastladığım kurukafa.
- "Selam, ben de tam intihar etmek üzereydim."

İkinci:
Selam bol yürüyüş yapan ayaklarım. Hatırlıyorlar onlar da seni. Sen Counter olmuştun, ben kanter içinde kalmıştım sürekli vurulan terörist misali. Bilerek, isteyerek ölmek ve zevk! Ölüm Mouse'dan çıkarsa Tom'un boğulmasına izin verebilirim. Hele bi senin elinden geçsin de. O derece inandırıcı gelmişti bana Counter'ın Teröristlere karşı verdikleri savaşın emelleri.
Daha güzel geldi şimdi oranın yolları, oranın tünelleri, oranın köprüleri, oranın insanları, oranın soğuk esintileri, oranın kar kaplı sıra dağları, oranın havası ve oranın sevgisi.

Üçüncü:

"İlk dönüş yolum ama belli son olmayacak,
İkinci dönüş yolumdan önce ikinciye gidişim."


Sorayım o zaman. Kalmak mı zor ? Gitmek mi ? Gidememek mi zor ? Kalamamak mı ? Gelmek mi zor ? Beklemek mi ? Hangisi hangi insanı daha güçlü kılar ? Ya da belirli bi görevi mi var sevdanın puan vermek gibi a'ya ve b'ye. Bu yarış mı ? Önemli olan katılmak mı ?

"İkinci dönüşüm ama belli son olmayacak."

Hoşgeldiniz diye koca koca asmışsınız da sayın kravatlı amcalarımız. Bizim gibiler hep tek giriş yapıyor bu şehre. Selam 7 tane tepe. Hoşgeldim. Hoşbuldum.

Dördüncü:
Açılmak.
Boğulmak istercesine açılmak. Konuşmak. Bla bla ve koca baloncuklar var üstümde, çantamın içinde de cümleler. Balonları doldursunlar diye taşıyorum yanımda. Ya sen ? Senin konuşamaman? Utancımdan diyordun. Utanıyordun. Utan diyordun. UTAN !
Çok şey var utanç duyabileceğim. Bir kaç nadir parça dışında. Bir kaç ufak ayrıntı. Bir kaç şey ama sana dair değil. Sensizlik aslında ahir olan. Sen değil.

Beşinci:
Anlayamıyordum diyordun, hiç bir şey anlamadım diye çığlık atıyordun. Şimdi anladım ben de o zamanlar anlayamadığım çığlıklarını. O zamanlar duyamaz olmuştum çığlıklarını. Ödeştik zaten. Alman usulü. Anlayamıyordun zaten. Kötüydük. Yazım kötüydü. Yazdıklarımı da anlayamıyordun.
Konuşamıyorduk. Sus.Ma.Sus.Tuk.

Altıncı:
Tatlıydın, spangüleydin, yanaktın, dudaktın, göğüstün, kulaktın. Guinness temsilcisi gelmemiş ama kesinlikle eminim ki en uzun öpüşme, en uzun yiyişme, en uzun sevişme rekorları bize ait.
Bi tane daha rekorumuz var şimdi. En uzağa en uzun sevda.

Yedinci:
"Sevgi anlatmak değildir, nedensiz de sevilir "
Eh işte yüzde elli haklılık payı var. Nedensiz sevilir. Neden diye sorma ama anlaşamadığım birini neden seveyim ki. Söyledim ya, nedensiz sevilir. Anlaşmayı imzalamayan, kuru ya da ıslak imza atmaya yanaşmayan birini neden sever ki insan ? Mürekkebin kağıda dökülürken ne kadar acı verici ve aceleci olduğunun farkında değil misin ? Farkındalığını mı kaybettin ey dost. Ayıp ettin. Ayıp oldu ayıp ama yatağın altında değil. Yerin altında.
Kıskançlık nöbetini tam olarak tutamadığım için mi beni cezalandırıyor Eros'un mahkemeleri ? Ceza mı çekmemi sağlayabilecek mi sence Hades'in cehennemleri ? Prometheus'un getirdiği ateşde dövdüğüm kılıçlar ile öldürdüm Zeus'un kanatsız sevda melaikelerini. Ben bilmiyorum. Sen kışkırttın. Söyle o zaman günah mı değil mi ? Kıldan ince boynum taşıyabilir mi bu vebali ?

Sekizinci:
Sonuna gelmişken bir takım şeyler söylemem gerekli, bir takım olamayan kişiliklerimiz için. Sen güzel ama çirkin, ben çirkin ama güzel. Elma ve armut meselesi gibi toplanamayan rakamlarımız. Zatım reyini muzdan yana kullanıyor. İlgimi çekti çünkü yönetim olarak, çoğunluğun azınlığa dikta rejimi uyguladığı demokrasi'yi seçmiş olan Muz Cumhuriyetleri. Vatandaşlıktan atıldım, kalpten ihraç edildim, sınır dışına postalandım sinirli memur beyler tarafından. Umarım posta kutunuz vardır. Umarım yerini bulur paket, boşa gitmez.
Zira iadesiz zarf atmış benim için birileri, eski birileri, yeni ikileri, müdavim üçleri.
Karanlık güçleri.
Bir kervanım ben,
Bir kervan var şimdi muhtaç suya,
İç acıtıyor, kemik sızlatıyor.
Yalnızlığa doğru göçleri.


Dokuzuncu:
Ayın nihayeti ve selam olsun sana eski sevgili günlük çünkü bugünlük günlük serzenişlerimin sonundayım. En sonu, en dibi. Cehennemin dibinden farksız, benden farksız, sen ile ben kadar senden farklı.
Bu da aşkımızın meyvesi.
Çok düşünürdük ya " adını ne koyarız " diye.
Bu öksüzün adını ben koydum.
Tanıştırayım.
Bu annen, bu da Ayrılık.
Henüz bebek ama ben çok sevdim.
Umut ediyorum ki hep bu kadar kolay olur Ayrılık.
Sen hep bu kadar duygusuz ol, olur mu Ayrılık ?

16 Kasım 2009 Pazartesi

Tekrar Yayınları * İmkansızlık-İmkan


Imkansızlık - Imkan
- Dünyanın en akıllı ikinci yaratıkları yunuslar ile aynı yaşam formlarına sahip balıkların ağızlarını su içinde oynatmalarının verdiği etki ile gördüğümüzü sandığımız ama aslında sadece huzur bulan bi akvaryuma baktığımızı hayal ettiğimiz kare ve her orantıya yayılmış, sözcüklerini olay ile alakalı tüm çevrenin idrak etmesini sağlamak için kalite ve gürültü bakımından muhteşem olan ses'in imkansız dünyalar yaratma konu başlığı altında bizlere söyledikleri :
Şimdi imkansız acayip birşey düşünelim, işe yarar gördüğümüz her şeyin tamamen tesadüfen evrimleştiğini. ( burada dinleyicinin aklına gelen ilk yansıma evrim teorisi ve Darwin dir. Ancak sadece maymundan geldiği iddia edilen insan canlısını düşünmemeli ve düşündürmemeliyiz.)
Birçoğunun düşündüğü gibi, kesin bir kanıt olmadan Tanrının varlığına inanılmayacağını.. ( bu ikinci cümle ilk cümle ile beraber tekrar okunduğu takdir de anlam kazanır, ya da bu ikinci cümle ilk cümle ile beraber tekrar okunduğunda anlam ifade eder )
-Aynı şekilde yukarıyı tekrar okumamanız için iki cümleyi aynı anda veren yardımcının bize söyledikleri :
Şimdi imkansız acayip birşey düşünelim, işe yarar gördüğümüz her şeyin tamamen tesadüfen evrimleştiğini. Birçoğunun düşündüğü gibi, kesin bir kanıt olmadan Tanrının varlığına inanılmayacağını..
Olay şöyle gelişir: " Varlığıma istenen kanıtı reddediyorum " der tanrı, "iman, kanıt istemez, iman olmadan da ben bir hiçim." ( Bu sözü durup dururken söyleme olasılığı 1.785.468 ( yazıyla: bir milyon yedi yüz seksen beş bin dört yüz altmış sekiz ( bitişik yazı ile : birmilyonyediyüzseksenbeşbindörtyüzaltmışsekiz )) 'de 3 ( yazıyla : üç( bitişik yazıyla:3)) olup ( ki bu istatistik'te de kanıtlandığı gibi bu hal gerçekçilik dışıdır)çıkan bu sonucun bu ihtimali ortadan kaldırması nedeni ile bu sözü dinleyicinin (maymun soyundan geldiği iddia edilen insan) belli kuramlar ve kurallar çerçevesinde sıralama ya da gidişat yönü üzerinden istenilen zamanda söylendiğini varsayarak düşünmesi gerekiyor )
-Pencereden içeri atlayan adam ve söyledikleri-:
" Ama " der adam.. " Japon balığım ölüp gitti... ( japon balığı sadece japonya da mıdır ?( hakkında 547 ( yazıyla: beş yüz kırk yedi ( bitişik yazı ile: beşyüzkırkyedi)) kere üst üste söylendiği zaman" japonya ada mıdır ?"olarak anlaşıldığı iddiası yapılan denemelerden sonra geçerliliğini yitirmiş bir söz olduğu söylentisi vardır)
-Bu senin varlığını kanıtlar ama aynı zaman da ( aynı dakikalar değil de aynı şekilde )yokluğunu..
İşte İspat.." ( ispat, kanıt )
" Ohh tatlım " der Tanrı..( üstte belirtilen tanrı ) " Ben bunu hiç düşünmemiştim.."
Ve mantık sınırları içinde yok olup gider..

İkinci Yayın. Birinciden sonra, üçüncüden önce.


Türk Kahvesi, Kürt Böreği, Arnavut Ciğeri, İran Kedisi, Rus Mavisi, Japon Yapıştırıcısı, Çin İşkencesi, Meksika Acısı, Karadeniz İnsanı, Afrika Sıcağı, Fransız İhtilali, Alman Disiplini, İspanyol Sineği, Amerikan Emperyalizmi, Küba Purosu, Tayland Malı, Mısır Piramitleri, Hint Fakiri, Hint Keneviri, Yunan Mitolojisi, İtalyan Savunması, İngiliz Kolonileri, İsrail Lobisi, Ermeni Diasporası, Çeçen Direnişi, Brezilya Milli Takımı, Filistin Askısı,Boşnak Böreği, Yunan Sirtakisi, Avusturalya Yerlileri, Latin Rüzgarı, Ortadoğu Projesi, İskandinav Ülkeleri, Millet Ülküleri, İsviçre Çakısı, Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası, Güneyden gelen sıcak hava dalgası, Rus Çarı, İngiliz Kraliyet Donanması, Azeri Doğalgası, Türkmen Halısı, Maldivler Adası, Güney Koresi, Kuzey Koresi, Kırım Kongo Kanamalısı, Tazmanya Canavarı, Şili Bezi, Afgan Kaşmiri, Arjantin Birası, Arjantin Bifteği, Arjantinin Maradonası, Avustralya'nın 40.000 Yıllık yerlileri, Brüksel Lahanası, Rus Salatası, Brezilya Kahvesi, Fin Hamamı, Normandiya Çıkarması, Fransa Bisiklet Turu, Hindistan Cevizi, Babilin Asma Bahçeleri, İskoç Viskisi, İsrail Siyonizmi, İsrail Zulmü, Norveç Balıkçısı, Kanada Ulusal Parkları, Lübnanın Beyrutu, Malta Şövalyeleri, Tibet Öküzü, ve Radyonun İnsansızı.

12 Kasım 2009 Perşembe

Birinci yayın. İkinciden hemen önce.


Başlangıç olarak, başlangıçtan uzaklaşmak gerektiğini düşündüm.
Yazıyorum ya, ben zaten hep yazarım.
Biraz iyi, biraz kötü ama genellikle sıradan.

Pek bi ilginçlik vaat etmemek ile beraber, öyle tespit adamlığı konumuna girecek de değilim. Aklıma gelir yazarım. Kendime yazarım. Kendim gibi olana okuturum.

Mahalledeki kaportacı alay'a alacak diye yanına dükkan açmamanın manası yok.

Kervan başı kırbaçlatacak diye kervandan kaçmanın da manası yok.

Belki eşkıya olur, kervan'ı sabote ederiz.

Hoş..... geldik ya da bulduk.

Siz daha iyi bilirsiniz ha ?