
Birinci:
Bu yürüdüğüm yollardaydın. Cola, cips ve çekicilik yiyordun. Bende kırmızı kit, şansız luke gibi dolaşıyordum Kays-Askerlerinin diyarında. Yeşilliklerin üzerinde ve ne vakit gidersem gideyim hatırlayacağım apartmanların arasında. Elektrik şirketinin trafosunun hemen yanında. O zaman anlamalıydım aslında. Hemen orada yazıyordu, orada haberini vermişti ilk kader.
- " Dikkat ölümcül tehlike !" diye sesleniyordu St. Pauli'den rastladığım kurukafa.
- "Selam, ben de tam intihar etmek üzereydim."
İkinci:
Selam bol yürüyüş yapan ayaklarım. Hatırlıyorlar onlar da seni. Sen Counter olmuştun, ben kanter içinde kalmıştım sürekli vurulan terörist misali. Bilerek, isteyerek ölmek ve zevk! Ölüm Mouse'dan çıkarsa Tom'un boğulmasına izin verebilirim. Hele bi senin elinden geçsin de. O derece inandırıcı gelmişti bana Counter'ın Teröristlere karşı verdikleri savaşın emelleri.
Daha güzel geldi şimdi oranın yolları, oranın tünelleri, oranın köprüleri, oranın insanları, oranın soğuk esintileri, oranın kar kaplı sıra dağları, oranın havası ve oranın sevgisi.
Üçüncü:
"İlk dönüş yolum ama belli son olmayacak,
İkinci dönüş yolumdan önce ikinciye gidişim."
Sorayım o zaman. Kalmak mı zor ? Gitmek mi ? Gidememek mi zor ? Kalamamak mı ? Gelmek mi zor ? Beklemek mi ? Hangisi hangi insanı daha güçlü kılar ? Ya da belirli bi görevi mi var sevdanın puan vermek gibi a'ya ve b'ye. Bu yarış mı ? Önemli olan katılmak mı ?
"İkinci dönüşüm ama belli son olmayacak."
Hoşgeldiniz diye koca koca asmışsınız da sayın kravatlı amcalarımız. Bizim gibiler hep tek giriş yapıyor bu şehre. Selam 7 tane tepe. Hoşgeldim. Hoşbuldum.
Dördüncü:
Açılmak.
Boğulmak istercesine açılmak. Konuşmak. Bla bla ve koca baloncuklar var üstümde, çantamın içinde de cümleler. Balonları doldursunlar diye taşıyorum yanımda. Ya sen ? Senin konuşamaman? Utancımdan diyordun. Utanıyordun. Utan diyordun. UTAN !
Çok şey var utanç duyabileceğim. Bir kaç nadir parça dışında. Bir kaç ufak ayrıntı. Bir kaç şey ama sana dair değil. Sensizlik aslında ahir olan. Sen değil.
Beşinci:
Anlayamıyordum diyordun, hiç bir şey anlamadım diye çığlık atıyordun. Şimdi anladım ben de o zamanlar anlayamadığım çığlıklarını. O zamanlar duyamaz olmuştum çığlıklarını. Ödeştik zaten. Alman usulü. Anlayamıyordun zaten. Kötüydük. Yazım kötüydü. Yazdıklarımı da anlayamıyordun.
Konuşamıyorduk. Sus.Ma.Sus.Tuk.
Altıncı:
Tatlıydın, spangüleydin, yanaktın, dudaktın, göğüstün, kulaktın. Guinness temsilcisi gelmemiş ama kesinlikle eminim ki en uzun öpüşme, en uzun yiyişme, en uzun sevişme rekorları bize ait.
Bi tane daha rekorumuz var şimdi. En uzağa en uzun sevda.
Yedinci:
"Sevgi anlatmak değildir, nedensiz de sevilir "
Eh işte yüzde elli haklılık payı var. Nedensiz sevilir. Neden diye sorma ama anlaşamadığım birini neden seveyim ki. Söyledim ya, nedensiz sevilir. Anlaşmayı imzalamayan, kuru ya da ıslak imza atmaya yanaşmayan birini neden sever ki insan ? Mürekkebin kağıda dökülürken ne kadar acı verici ve aceleci olduğunun farkında değil misin ? Farkındalığını mı kaybettin ey dost. Ayıp ettin. Ayıp oldu ayıp ama yatağın altında değil. Yerin altında.
Kıskançlık nöbetini tam olarak tutamadığım için mi beni cezalandırıyor Eros'un mahkemeleri ? Ceza mı çekmemi sağlayabilecek mi sence Hades'in cehennemleri ? Prometheus'un getirdiği ateşde dövdüğüm kılıçlar ile öldürdüm Zeus'un kanatsız sevda melaikelerini. Ben bilmiyorum. Sen kışkırttın. Söyle o zaman günah mı değil mi ? Kıldan ince boynum taşıyabilir mi bu vebali ?
Sekizinci:
Sonuna gelmişken bir takım şeyler söylemem gerekli, bir takım olamayan kişiliklerimiz için. Sen güzel ama çirkin, ben çirkin ama güzel. Elma ve armut meselesi gibi toplanamayan rakamlarımız. Zatım reyini muzdan yana kullanıyor. İlgimi çekti çünkü yönetim olarak, çoğunluğun azınlığa dikta rejimi uyguladığı demokrasi'yi seçmiş olan Muz Cumhuriyetleri. Vatandaşlıktan atıldım, kalpten ihraç edildim, sınır dışına postalandım sinirli memur beyler tarafından. Umarım posta kutunuz vardır. Umarım yerini bulur paket, boşa gitmez.
Zira iadesiz zarf atmış benim için birileri, eski birileri, yeni ikileri, müdavim üçleri.
Karanlık güçleri.
Bir kervanım ben,
Bir kervan var şimdi muhtaç suya,
İç acıtıyor, kemik sızlatıyor.
Yalnızlığa doğru göçleri.
Dokuzuncu:
Ayın nihayeti ve selam olsun sana eski sevgili günlük çünkü bugünlük günlük serzenişlerimin sonundayım. En sonu, en dibi. Cehennemin dibinden farksız, benden farksız, sen ile ben kadar senden farklı.
Bu da aşkımızın meyvesi.
Çok düşünürdük ya " adını ne koyarız " diye.
Bu öksüzün adını ben koydum.
Tanıştırayım.
Bu annen, bu da Ayrılık.
Henüz bebek ama ben çok sevdim.
Umut ediyorum ki hep bu kadar kolay olur Ayrılık.
Sen hep bu kadar duygusuz ol, olur mu Ayrılık ?


